Powered By Blogger

31 Ekim 2016 Pazartesi

SİNERJİNNİN GÜCÜ




                         İki farklı güç, madem aynı yola gidiyoruz.Güç birliği yapsak gücümüz katlanır diye düşüne dursunlar........

                         Büyümek,bazen tek başına yeterli olmayabilir.Farkı farkederler,eksik yanlarını daha iyi görmeye başlar.Gündüzün geceyle bir günü yirmi dörde tamamlaması gibi..İki farklı düşünce bir beyinde şekil alır mı?Peki insan bir düşünceye kenetlebilir mi?Gücün ivmesi, ancak farklı bir güçle birlikte olursa ne olur diye düşündünüz mü? Farklı olduğumuzda neden bu çekici oluyoruz?Çekmek ve itmek,bunun sonucunda iki tarafında kârlı çıkması olası mı?

                        Sen farklısın,değil mi?Ben belki senin gibi düşenemebilirim.Ama birbaşka kişi bizden daha kolay yapabilir.Görüş açısı aynı olanı değil,farklı olan fikir ön plandadır herzaman.Bu benim kendimle barışık olmamın sırrıdır.Bu özelliğimle herzaman farklı olmanın çok güzel birşey olduğu öğrendim.
                           O kadar soru sorduk.Ama cevapları da en çokta yalnız kaldınız da,düşünmenizi isterim.Herkesin farklı fikirler ürettiği toplumlar çok yönlü nesiller yetiştiriler. Gelecek, böylece estetik ve sanatsal alanda bizlere yeni ufuklara çağ bile  açabilir.Aynı şeyleri ďüşünmek, bazen kötüdür.Çünkü önümüzdeki engeller ya da hataların çoğaldığını görmek bizleri üzebilir.

                        Tekrar söylemek isterim.Bu iki farklılık gerçekten kuvvetli bir ivme doğursa,keşke.....Mesela birleşen taraflar bu sinerjiyi hemen yakalamışlardır.Bazı ata sözlerimizde bunu kanıtlar,gibi...Meselâ ;bir elin nesi var,iki elin sesi var.İki el bir baş için.vs.......

                       Sinerji;sanki sorduğun bütün sorulara olumlu cevaplar verebilen bir yapıya benzer.İnsanları pozitif bir ruhla bir araya getirmesi bilmesi;tıpkı ruhla beden yapması......Beni kendine hayran bırakmıştır.

                       Artı ve eksi, birbirine ne kadar zıt olsalar....Bu iki güç bir araya gelince mükemmel bir güç oluştuğunu fark etmişsinizdir.Bende buraya dikkat etmek istiyorum.Toplum ve ailede sinerjinin gücünü görmek,bence her bireyin hakkıdır.




                 Serzaf derki;hiç üzülmeyin farklı olmak aslında bir şanstır.Sadece gücünüzün farkında olun ve sinerjinizi güçlendirin....
Belki  gücünüzü artırabileceğiniz bir ortak karşınıza
çıkabilir  ve güzel  bir sinerji  oluşabilir...



                       

                                            SERZAF Serkan ZAFER

18 Ekim 2016 Salı

BASİT BİR DOKUNUŞ



          O kadar zorlanıyorum. Yine de ortada birşey yok.Fikirlerimiz bile ödünç  ve zor. Bunların sürümü veya versiyonları da ortada çoğalmakta...Nerde hata yapıyoruz.Her sene bir sürü mezun verdiğimiz halde...Yoksa yatıyormuyuz?Buna kimse evet demez...

           Millet olarak kendi işimizi bileüretmez olmuşki hep  bu sorunları yaşıyoruz.Herkes  bir devlet kapısına dayanmak istiyor.Devletin imkanlamı var.Ama sınırlı sayıda tabi ki.Şöyle gezerken bakıyorum ki;herkes cafelerde ,barlarda...Bir insanı da kitap okurken görmek zor.


                           Kitap okumak insanı ve düşünce Sistemini aktifleştirir.Bazı insanların bunu eksik yaptığını şahit oldum.O kadar kitap okuyan insan var ki, yine aynı hataya düşüyor.Hata nerde?Bence eksiklik;basit bir dokunuşu unutmak.Dokunduğunuz  kitapların içindeki hazineyi görmediğimiz için belki....



                        İnsanlarımızın okumak,anlamak ve bunu basit bir dokunuşla gün ışığına çıkarmağa ihtiyaçları var. Bence bunu herkes yapabilir.Ama nasıl yapılacağını kimse bilmiyor ya da göze alamıyor.....Atatürk dahi bu işin gençler tarafından çözüleceğini anlamıştı.



                        Keşke; her insan sevdiği dersin çırağı hatta ustası olsa.O zaman işsiz olanlar sadece kahvede emekliler olurdu.Unutmayın;basit bir fikir,basit bir dokunuştur. ..



                       Bunu anlıyanlar pek azdır.Ama Anlamak istemeyenler pek çoktur.Unutmayın; okumak uygulamayla anlaşılır.Bana vakit ayırdığınız için sağ olun.TEŞEKKÜRLER.  


                                     SERZAF Serkan ZAFER

12 Ekim 2016 Çarşamba

HADİ PAYLAŞALİM

 
                       Bir ekmeği paylaşırken; aslında ona yeni bir vücut veriyoruz.Bu vücut bizi ķötü anlarımızda bizi korumaya aldığını biliyoruz.Allah,bize verdiklerinin çoğalmasını ve ürünlerimizin sevdiklerimize payaşılmasını söylüyor .Bunu örnekleriyle doğada karşılığı bulunmaktayız. Ama veren elin,alan elden üstünlüğünü unutmamak gerekir.




                          Paylaşmak;aslında karşı tarafının ihtiyacını karşılamak için yapılır.Bazen biriyle bir saati birlikte geçirmektir:PaylaşmaktırÖyle istiyorum  ki, herkes mutlu olsun.




                          Özgün bir sofraya herkes oturmak ister.Evet, bir kişi eksiktir.Hemen aile büyükleri bunu fark ederler.Önce çevreyi sonra da yakın tanıdıklarını düşünürler.Çünkü;ailem misafirlerle birlikte sofraya oturmayı çok severler.



                       Gereksiz gibi görünen tasarruf larımızınm bize dönmesini ister misiniz ? Sevgi ,umut ve zenginlik olarak mı?Yoksa fakirlik, mutsuzluk ve anarşi olarak mı bize dönsün?Kararı siz verin.....................



 





                           Hadi! Yarım elma ,gönül alma....Benim zenginliğim bile yok deme...Belki karşıdaki insana  gülümseyerek ihtiyacını karşılaybiliz.İnsanı maddiyat  zengin etmez. Onu koyup kollayan çevresidir ve mutlu kılar. Gerisi de boş şeyler, zaten.....









                          Paylaşalım.....paylaşalım ki herşey fazla zaten.Bak zaman geçiyor.Görüyorsun olduğumuz yerde bayatlıyoruz.Bari geriye bir dostluk tohumu atalım.....


                          Yaşadığımız hayatın,özetidir yazdıklarım.Yaptığımız şeler  ancak kendi tabağınızda bulursunuz.Cebimizdeki milyonlar mı?Onlar sadece emanet.........






             Umarrım sizlere bir şeyler katmışımdır.Gelecek yazımda görüşmek üzere.Kendinize  üzere.....TEŞEKKÜRLER. .......











                                      SERZAF Serkan ZAFER

                                                                                                     



                                                                                                                  

9 Ekim 2016 Pazar

NE OLA Kİ ?

 
                       Zaman nasıl geçsede;hatalarımızdan ders almadıkça paçamızı bırakmayacak dertlerimiz sanırım.Hatalarımızı nedense çok seviyoruz.Kimi yanlışlar bize zevk veriyor.


                          Koşu yoluna giren bisikletlerin ya da engelli parkına park eden araçları gördükçe:Acelesi olanların çoğunlukta olduğunu düşünürüm.Sonra önüme bakar ve yola devam ederdim..Kime laf anlatacam. Bazen merakım tutar,her bir şeyi
sonuçlandırmak isterdim.


                          İçimden :Ne ola ki?derim.Bana yararı var mı?Yok tabi....Kötülük         sahibinde kalırmış.Herşeyden merakı olan birisi gibiyim.İnsanda ki  iyi beceriler ve yenilklerde  onların bu zorlukların cevabını bulmasıyla başlamıştır.......



                       Herkes kendi üstüne düşen görevleri yapabilse,sorumluklarının üstüne gitse.....Belki bu dünya daha güzel bir dünya  olurdu.Bireyler ve toplumların  arasındaki çatışmalar belki bir gün  tatlıya bağlanır.


                                     Ama kime dil döküyorum ki;söylediklerimden bir kişi bile anlam yüklememişse bu yazılar anlamsız  birer metine dönüşür.


                      Bazen dünyanın hala iyi insanların sayesinde ayakta durduğuna inanıyorum.Ola ki iyiliğin olmadığı  bir durumda dünyanın sonu yaklaşmış  demektir.



                       Unutmayalım ki davranış,bir aileyi; bir aile bir toplumu temsil eder.Peki   ne ola ki?Hatıralarımız kötü hatalarla  bitiyor.Artık  bunları sonlandırıp, kendi öz eleştirimizi yapmalıyız. Bu hatalar bizi gömmeden,biz bu çukurdan çıkmalıyız....





                         Ne ola ki?Bu yazının düşüncesi ne diyenler için bir ayrım yapmıyorum.Sadece sabit bir düşünce değil,bu yazı.Herkesin farklı anlamlar çıkarması için benim amaçlarımdan biri olacak.




                         Umarım,yazımdan birşeyler kapmışsınızdır.Gelecek yazımda görüşmek üzere. TEŞEKKÜRLER. ................................










                                                                                                                SERZAF Serkan ZAFER

6 Ekim 2016 Perşembe

KİRALIK BİR MEKAN:

 

                           Zaman geçerken,her birimiz kabuk değiştirir gibi mekanlarımızı değiştiyoruz.Dünya'nın sonuna gitsek de, ya evin küçük yada  nüfusumuzun kalabalık olduğunu hatırlatırız...Acaba,diye gazete veya bilgisayar başına geçer......Kiralık hayaller kurardık.



                           Dünyayı kalıcı bir misafirhane gibi kullananlar  var sanki?Oysa ki; geçmiş toplumların ömürleri kadar yaşayacağımızı bilebiliyor muyuz?Doğduk, büyüdük ,çoğaldık.Dünyaya birşeyler kattık,vucuduzun sahibi olmadığımız için  yaptığımız günahlarımızın ve mükafatlarımızın hesabını vermeye razı olacağız........


                         Dünya evi sonuçta,sığındığımız son yer.Herşey normale dönünce,gün ışığının renklendirdiği yuvam. İyi günde ve fırtına içinde aklımı kaybettiğim geçici küçük evim.Her oda bir dünya olmuştu.Ama hepimiz mutluyduk. Sonuçta birimiz hepimiz,hepimiz birimiz olmuştuk.


                        Burayı unutmayacağım.Ama gittiğim yerde daha şanslı olacağım sanki içime doğmuştu.Kira denilen bedeli ödeyince herkesin evi bizimdir, sonuçta.Sadece o evi bulmaktır, sorun....


                       Bizim için çeşitli mekanlar oldu.Değişik yerler de üç, dört, dokuz, üç, yedi sene  boyunca kaldık ve şimdilikde burda devam ediyoruz.Bu yıllarda çok eşya kaybettik ama çok dostda kazandık.Araya sadece uzun meesefaler girdi.Eğer kiralık bir şeyi  kullanıyorsanız.Onu eninde sonunda terk edeceğinizi unutmamalıyız.  Başkasının malını nasıl aldıysanız, öyle bırakmalısınız. .....



                           Dünya öyle bir mekan ki;neresine bir tohum atsan. Hemen çevresinde bir kasaba meydana geliyor,desem şaşırmayın.Ama bu güzellikleri   bırakıp giden ve mezarlıkları dolduran akrabalarımızda bizler için söylediklerini unutmamalıyız.Onlar da  bu dünyanın fani olduğunu bize anlatıyor.





                          İnsan bulunduğu mekana  bir bedel ödemese bile,yaşadığı mekanın korunması için  başka masrafları göz önüne alması lazım.Göründüğü gibi hayat pahalı. Mekan sadece bahane....                






                        İnsanlık her zaman göç sorunu yaşamıştır. Savaşlarda karşı karşıya gelenler bile barışta yaşamlarını huzurlu  sürdürmüşlerdir.Unutmayın;geçici bir hayatta,bedel ödeyerek mekan sahibi olabiliyoruz.




                         Günümüz şartları, durun bakalım bize daha neler öğretecek..Gününüz aydın,ufkunuz geniş olsun.Mutluluğunuzu yuvanızda arayın.Bana vakit ayırdığınız için  teşekkür  ederim.........                                          













                                                                                                                       SERZAF Serkan ZAFER            


4 Ekim 2016 Salı

ORGANİK TARIM

      
   
                          Bizim köydeki meyvelerin dalda çürüdüğüne hep şahit olmuşumdur.Birde, babam meyve içinden yarım kurt çıkmazsa şanslısın,demesi beni köyden biraz soğutmuştu...Hayvanlardan elde ettiğimiz gübrelerin bahçedeki ocak diplerine boşaltırıldı.Böylece bahçemizde daha verimli ve organik oluyordu....



                        Günümüzde kullandığımız zehirli ot  ilaçlarının; zararlı böceklerin ve zararlı hayvanların bahçelerimizi istila etmesini istemezdik. Ama elimizden fazla birşey gelmezdi.Bu konuyu araştırdık. Olsa olsa zararlı ot ve hayvanlarındüşmanı yine insanların dost sayılan otlar ve hayvanlardan oluşuyordu.Bu da ne şişe ne kebeba zarar verecek bir hale dönüşüyordu.



                       Organik tarım yapın diyor;yetkiler. Köylerde okul çağında çok az çocuk kaldığını unutuyor. Köyde tarlaya ekip hayvanını besleyemeyen oluyor ve göçler çoğunlukta  büyük şehirlere ...Geriye kalan topraklar bakir kalmak zorunda kalıyor.


                        Babam da emekli olunca öyle organik tarıma sarıldı ki:Sanki 20 yılın özlemi vardı,içinde.Bahçe ve tarlarımızdan daha fazla ürün almaya başladık ve devam ediyoruz.Umarım, babamın diğer arkadaşları da bundan örnek alırlar.





                             Hayaller,hayaller. ..İstediğimiz şey;daha sağlıklı bir yaşam ve sevdiklerimizle birlikte uzun bir yaşam yaşamak insanlarla beraber.....Öyle suni yiyecek ve içecekleri tükete tükete..Şu anda hastanelerde yatmaya yer kalmadı.




                        Soframıızda organik sebzelerinin kızaltıldığını,yemeklerin organik tere yağ ile piştiği ve yemeğinin sonunda organik fındık ile elma yemenin bizi tam bir ziyafetin ortasına düşürürdü..Bu hayal değil,sadece küçük şeylerle doymayanların imkansız dünyaları bence.    

                       Bizim yaptığımız şeyi şuan avrupadadaki ülkeler bize gagalamaya çalışyorlar. Neymiş   suni şeyler kötüymüş vs vs...Oysa ki bu  organik tarım  çeşidini bizim atalarımız  daha fazla kullanmış.  


                   Tarım;insanlığı besleyen,büyüten ve ikamesi olmayan bir varlıktır. Ancak bu varlığın kıymetini bilen kişiler onun sayesinde soylarını devam ettirebilirler.Toprağı işlerken ne onu zehirlemeliyiz ne de yararlı diğer canlıları.........





                       İster organik ister modern tarım yaparım.Gelecek kuşakların işletebileceği toprak ve tohumları miras olarak geride bırakmayı unutmayalım.
Bende yarı köylü,  yarı şehirli olarak burda size veda ediyorum......






                                                                                               -TEŞEKKÜRLER -

                     
                                                                                                                          -SERZAF-

3 Ekim 2016 Pazartesi

YÜKSEK TANSİYON


 
                        İnsana güç katmış gibi hissetmesini düşündüren sinsi bir düşman bu hastalık.Ama şöyle olabiliyor.Sanki, herşeyi yapabilecek gücümüzün olduğunu fark ediyoruz.İş başa düşüncede, iştahımız işi bitirmeye yetmeyebiliyor.Bence değişik tanımlar da var ama ben hissettiklerini yansıtmaya çalışıyorum.




                     Çocukluğumda bu tansiyon illetinin sadece yaşlılar da olduğunu düşünürdüm. Şimdi ise yanıldığımı anladım.Bu hastalık artık benide yoklar oldu.Aile olarak devamlı hastaneden çıkmaz olduk.Bizim evde herkesin bir ilaç torbası mevcut.Bizler  bazen şeytana uyup zararlı yiyecekleri  tüketebiliyoruz.                    Şimdi size sadece şunu tavsiye edebilirim. Stressiz bir ortamda, organik yiyecekler tüketin. Özellikle limon,sarımsak ve yeşillik tavsiye ederim.Kısa mesafeli yerlere yüruyin ki, enerjinizi yakın.Genellikle sık ve az yiyin.Kilo verin ve sosyal olun......



                       Yüksek tansiyon hastalığı; sigara kulananlar da, aşırı yağlı insanlarda ve çok stress altındaki kişilerde olması muhtemeldir.Hatta bu rahatsızlık insanın felç yada ölümüne neden olabilir.




                       Kalbimize giden damarlar içindeki kanın bir engele maruz kalması ile kanın basıncı artar.Tansiyon aleti sadece  bu basıncı ölçer.  Bize de tebbir  alması düşer.Yoksa sadece tansiyon ölçmek,bizi kurtarmaz......
   
                     Hastalıkların hepsinin temelinde biraz tebbirsizlik,birazda bakımsız kalan bir anlayış yatmaktadır.Düzene oturan sağlıklı bir yaşam tarzı seçmeliyiz ve devam etmeliyiz.....






                          Her yaşın bir hastalığı var.Yaşadığımız  çağda bu biraz geçersiz kalacak sanırım.Çünkü artık sadece yaşlılar ölmüyor.Allah ne kadar ömür verdiyse.......




                        Zamanında doktorunuza kontrolerinizi yaptırın.Herşeyi yiyin için ama tadımlık olsun.İyi ve sosyal alışkanlıklarınız olsun.Mutlu kalın,pozitif olun.Benden bu kadar;bana vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.... ...





                                                                                                                  -SERZAF-

1 Ekim 2016 Cumartesi

SAHİPSİZ KALMASIN !

 
                         Tarihi yerleri gezerken,bir şey dikkatimi çekmişti.Gözüm eserlerin eksik parçaları üzerindeki abuk sabuk isim ve aşk ilanlarına şahit olmuştu.Sanırım bu alışkanlık; ilkokul sıralarındaki çiziklerimizden geliyordu.Can sıkıntısı zamanla kötü bir hatıra dizisine dönüyor.Bazen sıralar da ders notları veya kısaltmalara  eşlik ediyor.Böylece sınavları daha kolay geçiyormuş.Öğrenci aklı, işte.....


                         Yeni ve modern yerleşim yerlerine geçtimizden beri tarihimizdeki yerleri unuttuk.O eserler o kadar harap bir şekilde dönüşmüşler ki,içlerine girilmesi bir durumu bize anlatıyor.Gözlerimiz sadece bakımsızlığı fark ediyor.Durum,iyinin kötüsü yani........





                         Neyse ki; bazıları bu kötü çizgimızin yerine eskiyi yerinden kaldırmaya çalışıyor.Atalarımızın mirasını gün ışığına çıkması ve tarihimize birşeyler katmak  için uğraşıyorlar.Bazen bende birşeyler yapmak istemişimdir hep.Okuduğum bölüm buna fırsat vermedi malesef ....Önemli değil ben düşündüklerimle varım.Sadece elime bir fırsat geçmesini bekliyorum....





                         Televizyonda çıkan tarihi eserlerimizi izlerken,canım onların içindeki yaşayan insanların izlerini  hissetmeye çalışır.Onların anılarının her çizgisinin bir gölgeye sığındığına şahit olurum sanki ...





                        Mirasına sahip çıkmayan bir toplum kimliğini kaptırmış ve yeniliği dilenen bir toplum olmaya mahkumdur,bence.Böyle toplumlar ithal fikirlere açık ancak kendi geçmişini unutan kişiliklerdir.


                       Dışarı ülkelerdeki insanların eskiyi korumaya ve bunu dünyaya  açtıklarına hep şahit olmuşumdur.Bizde de bu özelliklere sahip olan insanların çoğalması gönülden isteğim olmuştur hep.  


 

                        Atalarımız bizler için o kadar kan ve ter dökmüşler.Biz bu eserlerin üzerine toz bile koydurmamalıyız.Tabi,dediklerimi alaya alanlar var ya.Onları vicdanlarıyla  bırakıyorum.Herkes kendine zarar verir ama toplumun ortak değerlerine zarar verirmesi benim içime  dokunuyor...



                       Bizim sahip çıkmadığımız geçmiş,bize ancak geleceği olmayan bir topluluk haline sokabilir.Haydi gençlik! Bunu düzeltecek ancak sensin..Bunu sen zaten ezbere biliyorsun.Sahipsiz kalmasın;bu vatan,bu gençlik ve millet.........Seni bekliyor tarihin tozlu rafları............

                       Umarım size birşeyler katabilmişimdir......Gelecek yazımda görüşmek üzere....byeeeee.....


                                                                                                           -SERZAF-